04 Kasım 2009

Ben böyle zamanlamanın...

Türkiye'ye geliş durumu kesinleşti. Türkiye'de de gidilmesi gereken yerler belli olduğundan mütevellit az buçuk plan yapmanın önemini bilen ben, zamansız programsız sevgilime inat, "nasıl yaparız nasıl ederiz de İstanbul- Ankara-İzmir üçgenini en az hasarla atlatırız?"ın hesabını yapıyordum. Tabi tek başına benim dememle olmuyor; çünkü önce sevgiliyi bunun gerekliliğine ikna etmek, sonrasında bilet zamanlamasını ve fiyatını iyi ayarlamak gerekiyor. Tabi bahsi geçen uçak bileti...

Neden çünkü burada rahata alışan kıçımız, 9-10 saatlik otobüs yolculuğunu kaldıramıyor. Bırak onu 3 saatlik uzaklıklara bile burun kıvıran biz, haliyle bu üçgen içerisindeki yolların tamamını "artık" otobüsle kaldırabilecek bünyelerden epeyce uzaklaştık.

Sonuçta ucuz uçak bileti arayışlarım bundan yaklaşık 20 dakika önce pegasusta bulduğum şahane 32 liralık biletle sonlanmıştı. Sevgiliyi ikna ettim kredi kartını aldım işlemi yaptırırken korktuğum başıma geldi. Korktuğum ne mi? Bizim internet bağlantımız kabloluyken şahane kablosuzken kabus gibi... Özellikle benim bilgisayarım söz konusu olduğunda durum daha da felaket... Tabi buna bir de kablosuz rooter alırken en ucuzunu seçmek zorunda kalışımız da tuzu biberi... Her neyse internet bağlantısı o kadar kötü ki bir sayfa açılmaya görsün hep birlikte def çalıp oynuyorus evde :) Mübâla ettim emme velakin ... Bu durumda ben işleme kablosuz başladığım için içimden "şimdi zıçtık niye kabloya geçmedim ki" tam derken korktuğum başıma geldi; işlem yarım kaldı. Kabloluya geçip aynı sayfadan aynı uçuşa baktığımızda; o zaman kaybı şimdiden bize 20 kusur lira sokmuştu bile. Neyse gayet gurbetçi ayağına "10 avroya tekabül ediyor canım bişey de değil" dedik ama benim içime oturdu özellikle de şu parasız günlerde...

Ben de hem koca parası yiyip hem de konuşanlardanım iyi mi! :) Neyse sonuç olaraktan 17 kasım gecesi izmir biletleri alınmış durumda... en azından seyahatin bir kısmının planında başlangıç ayağı kesinleşti :) Siz böyle dediğime bakmayın başak burcu olaraktan ben geri kalanını da planladım ama bunu yaşayarak görelim :):):)

30 Ekim 2009

Dergi mi desem ne desem...

Burada yaşayan Türk komünitesinin ne kadar kalabalık olduğunu söylememe gerek yok sanırsam :) Ancak bu komünitenin çoğunlukla aynı okul çıkışlı, farklı bölümlerde ve dönemlerde bile olsa oldukça kalabalık ve iletişim içerisinde olduğunu belirtmek gerek :) O grup içerisindeki insanlar aracılığı ile kendi çevreni genişletmeye başlarken karşıma şimdiye kadar burada hiç bilmediğin karşılaşmadığım bilgiler, detaylar ve envanterler çıkabiliyor.

Bu kadar uzun giriş yaptım demek istediğim şuydu: Neredeyse 15 yıldır türkçe yayın yapan dergilerin varlığını keşfetme biçimim, işte bu dıdının dıdısının dıdısı şeklindeki iletişim aracılığı ile oldu. Türk işyerlerinin reklam gelirleri ile yaşayan bu dergiler bir süre sonra ciddi bir rant aracı gelmiş. Gerçi bu çabayı ciddi bir şekilde takdir ediyorum. Az haber, özellikle de göçmenlere yönelik hükümetin politikaları vb. konularında yazılan yazılar, hukuk köşesi, güzin abla modu, gurbetçilerden gelen sizin köşeniz vb. içerikte şekillenen bu dergiler, bence en azından ana dilinden uzak insanlara sunulan bir ayrıcalıktır. Ancak temel sorunları, burada doğup büyüyen ya da uzun yıllardır burada kalmış olan insanların bu dergileri hazırlamaları ve Türkçeye hakim olmamaları...

Buradaki yazı dilime baktığımda bunu eleştirebilecek en son insanlardan biri olarak görünsem de yayıncılık söz konusu olduğunda sanırım bu konuda azıcık da olsa söz hakkına sahip olduğuma inanıyorum. Buradaki hatalar gözden kaçmış olarak nitelendirilebilecek hatalardan çok daha kritik...Öyle cümleler kuruluyor; öyle hece ayrımları yapılıyor ki insanı önce güldürüyor; sonrasında delirtiyor. Çünkü bu yanlışlarla ilk karşılaştığınızdaki ilk tepkiniz "yok canım" oluyor; sonra okumaya devam ettikçe "bu kadar da olmaz" diyorsunuz; ardından "yuh" diyerek derginin kapağını kapatıyorsunuz.

Bu süreç sonunda farkediyorsunuz ki bu işin ardındaki rant o kadar yüksek ki bilen bilmeyen herkes yayıncı oluyor. Ama bence asıl sorun bunları okuyan insanların bu dergilerin kaçının gerçekten Türkçeye hakim oldukları hakkında fikir sahibi bile olmamalarıdır ki bu da düşünülmelidir.

Not: Hehehe biraz daha zorlasam bildiri haline gelecekmiş :P

29 Ekim 2009

Ben eksik kalır mıyım?

Artık yeniden yazılara dönme vakti... bu konuda bana haftasonu şarapları hüpletirken gaz veren Berfu'nun hakkını yememek lazım. Onunla sohbetimizin ardından yazmak gerek ve haberleşmek gerek hissine yeniden kapıldım. Böyle şimdiye kadar yüzyüze tanışmasak da bu blog tanışıklığı da bir garip durum oluyormuş onu deneyimledik geçtiğimiz haftasonu.

Sofrada keyifle muhabbet ederken dönüp dolaşıp konu bloglara gelince hepimiz arama motorları sayesinde kimler ne sormuş da bizim bloga düşmüş geyiği yapıyorduk :) Sonra ben google analytics'ten oturup kim ne aramış diye baktım. Biliyorum bu konuda yazı yazan çok fazla blogger var ama ben eksik kalır mıyım :)

Genelde benim bloguma yolu düşenler, sittin sene önce kuzenimin düğün hazırlıkları sırasında yazdığım yazı için geliyorlar. Ankara'da mekanları düzgünce anlatan bir site yok anlaşılan bu boşluğu kim doldurur bilemem ama şimdilik güncelliğini yitiren bilgiler hala işe yarıyor anlaşılan.

İkinci popüler konu ise dizilere dair yazdığım yazı... Anlaşılan sadece ben değilmişim "hangi dizi nerede çekiliyor?" hastalığında olan. Ama benimki mesleki bir deformasyon. Geçen gün bir arkadaşıma şimdi otursam Yaprak dökümünün çekildiği konağın ve Aşk-ı Memnu'nun çekildiği Sarıyerdeki yalının planlarını çizebilirim dediğimi hatırlıyorum. Abartmıyorum yapabilirim, hala geriye dönük bilgi çağrışımlı çalışıyor kafam. Her yeni dizideki mekanların önceden hangi dizilerde kullanıldığını hatırlayabiliyorum, manyak mıyım bilmiyorum. Hatta çekim hilelerini bile. Misal bu aramızda kalsın ama şu son dönemlerde popüler olan Cansu Dere ve Kenan İmirzalıoğlu'nun oynadığı Ezel dizisinin hapishane sahneleri Ulucanlar'da çekilmiş. O kadar belli ki o cezaevi ile ilgili bağlantımı biliyorsunuz malum 20 gün hatta daha fazla orada vakit geçirmişliğim var ve o mekan söz konusu olduğunda en ufak detayı bile atlamam, zaten cezaevinin genel planında arkada bariz Ankara Kalesi silueti görülüyor. Hatta diyim 2. koğuşta çekim yapmışlar bir de tabutluklarda ilk sahne :) Belki bu ayrı bir blog yazısı mevzusu olsa da o mekanlar hakkında daha çok yazı yazmalıyım.

Hadi tüm bu aramaların dışında öyle abes aramalar yapan var ki gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Olması gereken site yerine bana yönlendiren ey sevgili yandaş google el insaf demek istiyorum :) Misal vermek gerekirse ;

Terliyorum uykum bölünüyor: Benim bu konuda tek tafsiyem sırtına bir de havlu koyması olabilir.

Sivriler gelini giydir: Ne anlama geldiğini çözebilen varsa beri gelsin. Biz buna o gece de çok gülmüştük...

Eski insanlar tuzu nerede kullanmışlardır?: İşte bakınız bir ilköğretim düzeyindeki öğrencinin google tanrısına sorusu... Eskileri bilemem ben yemeklerde ve vücuduma peeling yapmakta kullanıyorum hehehehe...

ben doğdum doğalı: Sonrasına isteyen üç nokta koyabilir. Abi hata bende, koyarsan öyle blog başlığı çıkar böyle kabak gibi her aramada... Ama yine de nasıl bir ruh haliyle sormuş google tanrısına... Eee ben doğdum doğalı ne oldu :)

işyerine adapte: Ben bu konuda birşey yapamam. Valla işini seversen adapte olması kolay değilse ağzınla kuş tutsan bi b.k olmaz.

ben ne işe yararım?: Valla ona ne google ne de bu blog cevap veremez zannumca çünkü hala blog sahibesi de bu sorunun cevabını bulabilmiş değil.

evimiz ailemiz ile ilgili etkinlik: 2 Hafta sonra Ankara'da bu etkinliğe biz katılacağız zannumca :) hahahah ... Blog arası haber veriyorum nasıl ama ;)

yel değirmenlerine karşı replikler: İçine Don kişot kaçmış bence.

Bir de şimdi Yaprak Dökümü dizisinin son 2-3 bölümdür Cem'in hastalığı nedeniyle hastane çekimleri vardı ya; ister inanın ister inanmayın ama bu ayın aramalarının yarısı aynı anahtar kelimeyle yapılmış. "Yaprak dökümü hangi hastanede çekiliyor?". Meraklısına aynı hastane "Aşk Bir Hayal" dizisinin de çekimlerinde kullanıldı. Diğer yandan Canım ailem, Aşk-ı Memnu ve Kurtlar Vadisi dizileri de kendilerine başka bir hastane bulmuşlar haberiniz olsun.

Farkındayım ekran hafiyesi oldum iyiden iyiye :) Neyse bunu da yapmadım demem :)

27 Ekim 2009

So tell the girls that I am back in town :P

"Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm" diye devam edip giden Yeşilçam'ın o enfes filmlerine fon olmuş müziğinden alakasız bu aralar gördüğüm tüm rüyalarda su görüyorum. Böyle bir şekilde aşırı azgın bulanık, ya da inanılmaz berrak, ya da yağmur olup üzerime yağan şekillerde. Hatta geçen gün gördüğüm rüyadan o kadar etkilendim ki haftasonu Berfu'ya da anlattım. Sonra rüyada gördüğüm diğer arkadaşıma da :) O kendini biliyor zati. Bu arada laf arasında nasıl nispet yaptım. Bu haftasonu şahane geçti vallahi en bol alkollüsünden en güzel yemeklisinden, en keyifli sohbetlisinden :) Valla o kadar sağlam içmişiz ki ertesi gün yeniden içmeye başlayana kadar aslında kendimize gelemedik ..hehehe... Neyse o ayrı bir yazının konusu şimdi gelelim geçen gün gördüğüm rüyaya...

böyle çok ilginç bir ortam...etraf tam bir bozkır aslında tam bir iç anadolu klasiği... iki tane akarsu vardı bir tanesi böyle pek büyük ihtişamlı, akıntısı kuvvetli, ama bulanık ve sonrasında kollara ayrılıyor daha balçık bir kolu var ve yine akıntılı kolu...yanında da küçük bir dere var akıntısı yok denecek kadar az ama suyu öyle berrak ki alttaki taşları cam gibi görüyorsun enfes... soğuk insanın içini irkilten bir su..... Ama tam o akıntısı olan büyük su ile o berrak suyum arasındaki küçük adacıktayım.. İnce uzun bir kara parçacığının üstünde... Öyle biraz dikkatim dağılsa büyük suya düşecek kadar dar bir kara parçası..Rüyanın diğer karakteri o berrak suya sırtüstü uzanmış nasıl keyif alıyor ama öyle berrak ve sığ ki su, misal O suyun üstündeyken suyun içindeki taşlar O'nun fonu oluyor böyle sırt üstü uzanmış kollarıyla geriye salınım hareketleri yapıp beni çağırıyor suya... Ama ben böyle başında duruyorum, girmeye korkuyorum çok soğuk geliyor bana su...Ben girmiyorum o suya, o sırada acayip bir rüzgar kopuyor ki beni havalandırıp o koca azgın suyun balçık olan koluna savuruyor ve O hemen panikliyor, ben boğulacağım sanıyorum bir yandan üstüm başım berbat çamur içinde kaldım diye düşünüyorum....Geliyor ve beni o balçıktan kurtarıyor... sonra ben hayıflanıyorum... berbat böyle üstümden çıkmayan bir çamura bulanmışım ne yapacağım diye... Sonra birlikte diyoruz "iyi ki rüzgar şu azgın suya atmadı, buraya attı". Sonra devam ediyor O "hadi gel temizlenmen için şu dereye girelim hem bak demiştim sana gel diye"... temizlenmek üzere berrak dereye doğru yürürken rüyanın sonrasını hatırlamıyorum.

İki gün önce de sürekli bisikletimi ararken buluyorum kendimi rüyanın ortasında. Görüyorum ama bir türlü ulaşamıyorum, önüme türlü türlü engeller çıkıyor, sonra yağmur başlıyor, ama o kadar şiddetli ki... Ben aldırmadan koşturmaya devam ediyorum sağa sola. Aslında bir çıkış yolu arıyorum bisikletime ulaşabilmek için. Hangi yönden gitsem ulaşamıyorum bir türlü. Yağmur iyiden iyiye her yeri ıslatmışken ayağım takılıyor ve ben yere kapaklanıyorum, tam da yağmurdan oluşan su birikintisine ve hissediyorum o suyu gözüme kaçıyor, yüzüm yerde bir süre kalakalıyorum o halde. Sonra kalkabiliyorum. O engellerin hepsi kalkmış böyle ulaşabilecekmişim gibi yolu buluyorum. Ama o gördüğüm benim bisikletim olmuyor bu sefer. Kilidi değişmiş.

Böyle abuk sabuk rüyalar görünce haliyle oturup google tanrısına sorunca nedir bu durum diye karşıma şöyle yorumlar çıktı:

"Rüyada derin bir suya düştüğünü ve tam dibine kavuşamadığını gören kimse, pek fazla dünyalık elde ederek zengin olur. Çünkü dünya derin bir denizdir. Bazı tabirciler de, o kimse büyük bir zatın işlerinde bulunur, dediler. Rüyada suya düştüğünü gören kimse, sevinç ve nimete erişir."

"Durgun, temiz bir ırmak; bol kazancın, mutluluğun işaretidir. Kirli bir ırmak, etrafınızda kıskanç insanlar bulunduğuna bunlarla tartışacağınız anlamındadır. "

"Rüyada büyük bir irmagin kenarinda bulundugunuzu ve suyun akisini seyrettiginizi görmek, islerinizin yolunda gittigine; irmagin siddetli akintisini görmek, kazancinizin artacagina; irmakta bir takim agaç dallarinin, yapraklarinin sürüklenip gittigini görmek, islerinize daha baska kanallar aradiginizi ve kazancinizin çogalmasi için çareler düsündügünüzü gösterir. Rüya-da irmak görmek, her zaman için feraha, kazanca, bolluk ve berekete yorumlanir. Bir baska rivayete görede: Rüyada irmak görmek islerin iyi gidecegine ve kazancin çogalacagina, ferah ve bolluga isaret eder. Irmakta boguldugunu görmek yakinda ölecegine delalettir"

"Genel anlamda su görmek hoş bir hayata, güzel rızka, iyiliksever insana, sadık dosta, büyüklere yaklaşmaya, din güzelliğine; Bulanık ve çamurlu su görmek üzüntü ve kedere, geçim darlığına, fitne ve karmaşaya; böyle bir suda yıkanıp çıkmak üzüntüden ve hastalıktan kurtulmaya,

Akarsu ticaret ve kazanca, durgun su hapsolmaya yahut geçimde sıkıntıya düşmeye, Suya akseden yüzünü görmek ev halkına, dost ve yakınlarına iyilik yapmaya, Evirde su görmek mutluluğa, toplu mala yahut evlenmeye, Temiz bir suya atlamak çabuk bir sevince erişmeye,

Elbisesinin su ile ıslanması yolculukta bir yerde gecelemeye yahut istediği şeyden men edilmeye, "
...

Bu uzayıp gider ama benim aklım karışmaya devam eder, sahi neye delalet bunca sulu rüya?